İçeriğe atla
Kariyer Gelişimi

Neden Sürekli Doğru Zamanı Bekliyorsun? Erteleme, Hazır Olma Yanılgısı ve Kendi Hayatından Kaçmak

Super Admin23 Temmuz 202613 dk okuma
Neden Sürekli Doğru Zamanı Bekliyorsun? Erteleme, Hazır Olma Yanılgısı ve Kendi Hayatından Kaçmak kapak görseli
Blog'a Don
Paylas:

Bir süredir yapmak istediğin bir şey var. Belki işini değiştirmek, kendi işine başlamak, yeni bir beceri öğrenmek, bedenini toparlamak ya da uzun zamandır aklında olan bir projeye girişmek istiyorsun. Konuyu düşündüğünde ne yapman gerektiğini az çok biliyorsun. Hatta zaman zaman uzun planlar hazırlıyor, videolar izliyor, notlar alıyor ve sana uygun yöntemi bulmaya çalışıyorsun. Fakat başlama anı geldiğinde zihnin hemen başka bir gerekçe üretiyor. Bu hafta çok yoğunsun, biraz daha araştırman gerekiyor, maddi durumun henüz yeterince güçlü değil, enerjin düşük ya da önümüzdeki ay şartlar daha uygun olacak. Kendine açıkça vazgeçtiğini söylemiyorsun. Sadece doğru zamanı beklediğini düşünüyorsun. Böylece hayalinden tamamen kopmadan, onun gerektirdiği riski de almadan yaşamaya devam ediyorsun.

Bu durum dışarıdan bakıldığında sabır gibi görünebilir. İnsan her şeye düşünmeden atılmamalı, şartlarını değerlendirmeli ve hazırlık yapmalıdır. Fakat hazırlık bir noktadan sonra ilerlemeyi kolaylaştırmıyor, başlamayı geciktiriyorsa artık işlevi değişmiştir. Seni güçlendiren bir araç olmaktan çıkmış, korkunu saklayan makul bir gerekçeye dönüşmüştür. Çünkü insan çoğu zaman yapamayacağından değil, gerçekten yaparsa artık kendisi hakkında anlattığı hikâyeyi sürdüremeyeceğinden korkar. Başlamadığın sürece potansiyelin hâlâ kusursuz görünür. Başladığın anda ise gerçek kapasiten, eksiklerin, disiplinin ve ne kadar istediğin ortaya çıkar.

Doğru zamanı beklemek bu yüzden rahatlatıcıdır. Sana hâlâ bir şeyler yapabilecek biri olduğunu hissettirir, fakat bunu kanıtlamak zorunda bırakmaz. Kendini başarısız görmezsin; yalnızca henüz başlamamışsındır. Hayalini kaybetmezsin; sadece biraz ertelemişsindir. Böylece gelecekteki güçlü hâlinle bağını korur, bugünkü sorumluluktan uzak durursun. Fakat hayatın sert tarafı şudur: Sürekli ertelenen potansiyel, zamanla gerçekleşmemiş bir ihtimal olmaktan çıkar ve insanın kendisine karşı taşıdığı sessiz bir hayal kırıklığına dönüşür.

Hazır Olmak Neden Hiç Gelmeyen Bir His?

İnsan başlamadan önce kendisini hazır hissetmek ister. Ne yapacağını bilmek, riskleri azaltmak, hata ihtimalini düşürmek ve kontrol duygusunu korumak doğaldır. Fakat birçok önemli adımda hazır olmak, eylemden önce gelen bir duygu değildir. Çoğu zaman hareket ettikçe oluşur. Yeni bir işe başlamadan o işin bütün inceliklerini bilemezsin. Kendini ortaya koymadan eleştiriye nasıl dayanacağını öğrenemezsin. Bir projeyi yürütmeden disiplininin nerede zorlandığını göremezsin. Hayatın belirli alanlarında bilgi önce gelir, fakat özgüven çoğunlukla deneyimin arkasından yürür.

Buna rağmen zihin, hazır hissetmediğini güçlü bir uyarı gibi yorumlar. İçindeki tereddüdü, yanlış zamanda olduğunun kanıtı sayarsın. Oysa tereddüt bazen yanlış yolda olduğunu değil, yeni bir alana girdiğini gösterir. Daha önce yapmadığın bir şeyi yaparken huzursuz olman olağandır. Sorun, bu huzursuzluğu geçmesi gereken bir duygu gibi değil, harekete geçmemen gerektiğini söyleyen kesin bir işaret gibi görmendir.

Hazır olma yanılgısı, insanın gelecekte kendisini bugünkünden daha korkusuz hayal etmesiyle de ilgilidir. Önümüzdeki ay daha disiplinli, daha enerjik ve daha kararlı olacağını düşünürsün. Sanki zaman ilerledikçe içindeki direnç kendiliğinden azalacakmış gibi gelir. Fakat gelecek ay geldiğinde yanında yine aynı zihni götürürsün. Yeni tarih eski korkuyu ortadan kaldırmaz. Yalnızca ona yeni bir takvim verir. Bu yüzden bazı insanlar yıllarca başlangıç çizgisinde kalır. Şartlar değişir, imkânlar artar, bilgi çoğalır ama hareket gelmez.

Bazen de insan hazır olmayı kusursuz bir planla karıştırır. Her ayrıntıyı bilmek, bütün ihtimalleri hesaplamak ve hata payını tamamen ortadan kaldırmak ister. Bu yaklaşım ona ciddi ve sorumlu biri olduğu hissini verir. Fakat hayatın önemli adımları tam olarak planlanamaz. Her girişim belirsizlik içerir. Her ilişki risk taşır. Her yeni karar, beklenmedik sonuçlarla karşılaşma ihtimalini beraberinde getirir. Kusursuz plan arayışı bu gerçeği değiştirmez; yalnızca belirsizliğe girmeyi geciktirir.

İnsanın nerede olduğunu, nereye gitmek istediğini ve oraya ulaşmak için ne yapması gerektiğini keşfetmesi gerektiği fikri, SEK Akademi kaynaklarında da güçlü biçimde vurgulanır. Aynı kaynaklarda hayatı küçük zorunluluklarla doldurmanın, insanın asıl yönünü fark etmesini kolayca geciktirebildiği anlatılır. Fakat yönünü bilmek ile bütün yolu görmek aynı şey değildir. Bazen ilk adımın doğruluğunu, ancak ikinci adıma ulaştığında anlayabilirsin.

Erteleme Her Zaman Tembellik Değildir

Erteleyen insan çoğu zaman kendisini tembel olmakla suçlar. Daha disiplinli olması, telefonunu bırakması, sabah erken kalkması ya da daha sert bir program uygulaması gerektiğini düşünür. Bunların bazıları faydalı olabilir. Fakat ertelemenin altında yalnızca konfor isteği yoksa, daha sıkı bir plan kısa süreli sonuç verir ve sonra aynı döngü geri döner. Çünkü davranışı doğuran asıl duyguya dokunulmamıştır.

İnsan bazen başarısızlıktan korktuğu için erteler. Bütün gücünü verdiğinde yeterli olmadığını görmek ağır gelir. Bu nedenle hiç başlamamak ya da yarım çabayla ilerlemek daha güvenli görünür. Sonuç kötü olursa kendine hâlâ bir çıkış yolu bırakabilirsin. Zaten yeterince çalışmadım dersin. Asıl potansiyelini ortaya koymadığını düşünür ve özsaygını korursun. Böylece başarısız olmaktan kaçarken, gerçek kapasiteni öğrenme fırsatını da kaybedersin.

Bazen başarı ihtimali daha korkutucudur. Çünkü başarının ardından yeni sorumluluklar gelir. Görünür olursun, senden daha fazlası beklenir, artık eski mazeretlerine sığınamazsın. Bir proje gerçekten büyürse onu sürdürmen gerekir. İş değiştirirsen yeni ortamda kendini kanıtlaman gerekir. Kilo verirsen o düzeni koruman gerekir. İnsan bazen sonucu değil, sonucun kendisinden isteyeceği yeni kimliği erteler.

Başka bir durumda erteleme, karar vermenin getireceği kayıptan kaçıştır. Bir yolu seçtiğinde diğer ihtimallerden vazgeçmen gerekir. Kendi işine yönelirsen güvenli maaşın rahatlığını, başka bir şehre taşınırsan tanıdık çevreni, ciddi bir hedefe bağlanırsan spontane hayatının bir kısmını kaybedebilirsin. İnsan çoğu zaman seçmenin yalnızca kazanmak değil, vazgeçmek anlamına geldiğini görmek istemez. Bu nedenle bütün seçenekleri zihninde açık tutar. Fakat açık tutulan her ihtimal, yaşanmış bir hayat değildir.

Erteleme bazen de kimliği korur. Yıllardır kendisini şanssız, koşulları kötü ya da yeterince desteklenmemiş biri olarak anlatan insan için harekete geçmek tehlikeli olabilir. Çünkü gerçekten çabalarsa artık bütün sorumluluğu dışarıya bırakamaz. Sonuç istediği gibi olmazsa kendi seçimleriyle yüzleşmesi gerekir. Bu yüzden bazı insanlar değişmek istediklerini söylerken, değişimin gerektirdiği sorumluluğa karşı direnç gösterir. Sözlerinde ilerler, davranışlarında beklerler.

Doğru Zaman Bazen Korkunun Kibar Adıdır

Doğru zaman düşüncesi, ertelemeyi makul gösterdiği için güçlüdür. İnsan kendisine korktuğunu söylemek yerine şartların uygun olmadığını söyler. Böylece özsaygısını korur. O korkak değildir; sadece gerçekçidir. Kaçmıyordur; hazırlanıyordur. Vazgeçmemiştir; doğru anı bekliyordur. Bu cümleler bazen gerçekten doğrudur. Fakat insan kendisine karşı dürüst olmadığında, korku kolayca mantığın dilini kullanır.

Bunu anlamanın yolu, aynı gerekçenin ne kadar süredir tekrar ettiğine bakmaktır. Birkaç haftadır maddi hazırlık yapıyorsan bu gerçek bir süreç olabilir. Fakat üç yıldır aynı bahaneyi farklı cümlelerle anlatıyorsan mesele yalnızca para değildir. Bir sınava hazırlanmak için zamana ihtiyacın olabilir. Fakat sürekli yeni kaynaklar topluyor, buna rağmen ilk gerçek denemeye girmiyorsan ihtiyacın daha fazla bilgi olmayabilir. Bir ilişkiden sonra toparlanmak için beklemek anlaşılırdır. Fakat yıllardır yakınlıktan kaçıp bunu doğru insanı bulamamakla açıklıyorsan sorun yalnızca karşına çıkan insanlar değildir.

Korku doğrudan konuştuğunda daha kolay tanınır. Yapamam, rezil olurum, kaybederim dediğinde neyle uğraştığını bilirsin. Fakat korku mantıklı gerekçeler üretmeye başladığında insan kendisini daha kolay kandırır. Önce biraz daha öğrenmeliyim, şu dönem geçsin, kafam rahatlasın, çevrem düzelsin, doğru kişi karşıma çıksın, maddi durumum tamamen otursun. Bu şartların hepsi gerçekleşse bile zihin yeni bir eksik bulabilir. Çünkü mesele şartların tamamlanması değil, belirsizliğin tamamen ortadan kalkmasını istemendir. Oysa böyle bir hayat yoktur.

Bir şeyin doğru zamanını beklemek ile korkudan kaçmak arasındaki fark, çoğu zaman eylemde görünür. Gerçekten hazırlanan insan küçük de olsa ilerler. Para biriktirir, ilk taslağı çıkarır, görüşme mektubu yazar, deneme üretir, saat ayırır. Korkan insan ise çoğunlukla düşünür, anlatır, planlar ve yeni bilgi toplar. Zihinsel olarak konuyla sürekli meşguldür ama hayatında somut bir değişiklik oluşmaz. Bu yüzden yorgun hisseder. Henüz başlamamıştır fakat sanki uzun süredir çalışıyormuş gibi tükenmiştir.

Plan Yapmak Neden Bazen İlerleme Hissi Verir?

Plan yapmak insana kontrol duygusu verir. Ne yapacağını yazdığında, takvim hazırladığında ve hedeflerini ayrıntılandırdığında beynin eyleme geçmişsin gibi bir rahatlama yaşayabilir. Bu nedenle bazı insanlar planlamayı sever ama uygulama aşamasına geçmekte zorlanır. Defterler dolar, uygulamalar indirilir, yeni sistemler kurulur fakat asıl iş başlamaz. Planın kendisi, belirsizliği geçici olarak sakinleştirdiği için ilerlemenin yerini alır.

Bunun daha zarif biçimi sürekli öğrenmektir. İnsan yeni kitaplar okur, eğitimler izler, uzmanları takip eder ve kendisini hazırladığını düşünür. Bilgi arttıkça başlamanın kolaylaşacağını bekler. Fakat bir noktadan sonra yeni bilgi, mevcut sorumluluğu geciktiren bir perdeye dönüşür. Çünkü ne kadar öğrenirsen, bilmediklerinin de o kadar farkına varırsın. Hazır hissetmek yerine daha yetersiz hissedersin. Başlangıç çizgisi sürekli ileri gider.

Gerçek öğrenme çoğu zaman eylemle birleştiğinde derinleşir. Yazmak istiyorsan yazarken, konuşmak istiyorsan konuşurken, üretmek istiyorsan üretirken neye ihtiyacın olduğunu görürsün. Başlamadan önce aldığın bilgi sana bir çerçeve verir; asıl beceri ise sürtünmenin içinde oluşur. Hata yaptıkça neyi düzeltmen gerektiğini fark eder, geri bildirim aldıkça yönünü ayarlarsın. Buna rağmen zihnin önce tamamen bilmek ister. Çünkü bilmek güvenli, yapmak ise görünürdür.

Şöyle düşün: Yüzme üzerine yüz saat video izlemek, suya ilk kez girdiğinde yaşayacağın paniği tamamen ortadan kaldırmaz. Bilgi faydalıdır ama bedenin suyla temas etmesi gerekir. Hayatın birçok alanı da böyledir. Kendine güven, çoğu zaman başlamadan önce sahip olduğun bir özellik değil; başladıkça oluşan bir sonuçtur. İnsan bunu tersinden beklediğinde harekete geçemez. Önce cesaret gelsin, sonra başlayayım der. Oysa çoğu durumda önce hareket gelir, cesaret onun ardından şekillenir.

Gelecekteki Kendine Fazla Güvenmek

Ertelemenin ilginç taraflarından biri, bugünkü kendine güvenmezken gelecekteki kendine büyük sorumluluklar yüklemendir. Bugün yorgunsundur ama pazartesi daha enerjik olacağını düşünürsün. Bu ay disiplinli değilsindir ama yeni yılda bambaşka biri olacağına inanırsın. Şu an zor gelen şey, gelecekteki sen için daha kolaymış gibi görünür. Böylece bugünkü rahatsızlığı gelecekteki bir versiyonuna devredersin.

Fakat gelecekteki sen, bugünkü alışkanlıklarınla oluşur. Pazartesi sabahı geldiğinde bedenin ve zihnin sihirli biçimde değişmiş olmayacaktır. Yeni yıl, eski korkularını kapının dışında bırakmaz. Başka bir şehir, seninle ilgili çözmediğin meseleleri geride tutmaz. Zaman şartları değiştirebilir ama karakterini kendiliğinden yeniden inşa etmez. Gelecekte daha hazır olacağını düşünmenin rahatlatıcı tarafı, bugünkü seçimin sonuçlarını hemen hissetmemenindir.

Bu nedenle insan bazen kendi geleceğini borçlandırır. Bugün yapmadığı işi yarına, bugün vermediği kararı önümüzdeki aya, bugün yüzleşmediği gerçeği ilerideki güçlü hâline bırakır. Gelecekteki sen daha disiplinli, cesur ve kararlı olmak zorundadır; çünkü bugünkü sen sürekli yük devretmektedir. Sonra yarın geldiğinde aynı kişi bu yükün altında daha da yorgun hisseder. Hayatı geleceğe ertelemek yalnızca hedefleri geciktirmez. Bugünün değerini de azaltır. İnsan sürekli hazırlanma hâlinde yaşadığında mevcut hayatını geçici bir bekleme odası gibi görmeye başlar. Asıl hayat iş değişince, kilo verince, para biriktirince, doğru insanı bulunca ya da yeterince özgüvenli olunca başlayacaktır. Şimdiki günler ise yalnızca o geleceğe ulaşmak için katlanılması gereken ara dönemdir. Fakat yıllar bu ara dönemlerden oluşur. Bir noktada insan, yaşamaya hazırlanırken zamanın gerçekten geçtiğini fark eder.

Bir An Dur ve Şunu Düşün

Hayatında neyi sürekli erteliyorsun? Bu ertelemenin görünürdeki gerekçesi ne? Peki o gerekçenin altında hangi korku var? Gerçekten daha fazla zamana mı ihtiyacın var, yoksa başlayınca ortaya çıkacak gerçekle karşılaşmak mı istemiyorsun? Başaramamaktan mı korkuyorsun, yoksa başarırsan bugünkü hayatını değiştirmek zorunda kalmaktan mı? Belki de uzun süredir şartların düzelmesini değil, korkunun ortadan kalkmasını bekliyorsun.

Kendine karşı dürüst olmak burada önemlidir. Çünkü her erteleme kötü değildir. Bazen beklemek akıllıcadır. Bedenin dinlenmeye, maddi koşulların toparlanmaya ya da zihnin yaşadığı kaybı işlemeye ihtiyaç duyabilir. Fakat sağlıklı bekleyiş insanı yavaş da olsa güçlendirir. Kaçışa dönüşen bekleyiş ise aynı yerde tutar. Zaman geçer ama içindeki hazırlık hissi artmaz. Tam tersine, başlamadığın için kendine güvenin daha da azalır.

Ertelediğin şeyin zihninde büyüdüğünü de fark etmiş olabilirsin. Küçükken yapılabilir görünen iş, aylar geçtikçe büyük bir sınava dönüşür. İlk adım artık yalnızca bir adım değildir; yıllardır verdiğin sözlerin hesabını taşır. Bu yüzden başlamak daha da zorlaşır. İnsan kendisini suçlar, suçluluk enerjisini düşürür, enerji düştükçe yeniden erteler. Böylece kaçtığı şeyden çok, kendi kendine verdiği sözü tutamamanın yükü altında kalır.

Bu döngüyü kırmak için önce kendini aşağılamayı bırakman gerekir. Suçluluk bazen kısa süreli hareket yaratabilir, fakat kalıcı disiplin üretmez. Kendine sürekli tembel, iradesiz ya da yetersiz dediğinde eylem alanını daraltırsın. Çünkü artık yalnızca bir işi yapmakla uğraşmazsın; aynı zamanda kendin hakkında oluşturduğun ağır hükmü taşımaya çalışırsın. Daha etkili soru neden böyleyim değil, hangi duygudan kaçıyorum sorusudur.

Mükemmel Başlangıç Diye Bir Şey Yoktur

İnsan başlangıç anını zihninde gereğinden fazla büyütür. Yeni hayatın tek bir güçlü kararla başlayacağını, doğru gün geldiğinde içinde büyük bir motivasyon hissedeceğini ve ilk adımın net olacağını düşünür. Oysa gerçek başlangıçlar çoğu zaman sıradandır. Büyük bir heyecan içermez. İnsan masaya oturur, ilk sayfayı kötü yazar, ilk antrenmanda zorlanır, ilk görüşmede ne söyleyeceğini tam bilemez. Değişim çoğu zaman sinematik görünmez.

Bu sıradanlık bazı insanları hayal kırıklığına uğratır. Başladıklarında bekledikleri güçlü duyguyu hissetmeyince yanlış yolda olduklarını düşünürler. İlk gün zorlanmak, yeteneksizliğin kanıtı gibi gelir. Oysa yeni bir şeyde acemi olmak başarısızlık değildir. Gelişimin doğal bedelidir. İnsan kendisini acemilikten korumaya çalıştığında ustalığa da ulaşamaz.

Mükemmel başlangıç arayışı, egonun korunma biçimlerinden biridir. İlk denemede iyi görünmek, hata yapmamak ve başkalarının gözünde yetersiz durmamak istersin. Bu nedenle görünmeden hazırlanır, gizlice güçlenir ve ancak yeterince iyi olduğunda ortaya çıkmayı hayal edersin. Fakat görünür olmadan gelişmenin bir sınırı vardır. Bir noktada yaptığın işi dünyanın tepkisine açman gerekir. Eleştiri alabilir, reddedilebilir ve beklediğin ilgiyi görmeyebilirsin. Bunların hiçbiri hoş değildir. Ama gerçek ilerleme, çoğu zaman tam da bu sürtünmenin içinde oluşur.

İlk adımın küçük olması, hedefinin küçük olduğu anlamına gelmez. İnsan bazen büyük hedeflere yakışır büyük hareketler arar. Oysa hayat daha çok tekrarlarla şekillenir. Bugün bir saat çalışmak, tek görüşme yapmak, ilk sayfayı yazmak ya da başvuru göndermek dramatik görünmez. Fakat kimlik, bu sıradan eylemlerin birikimiyle değişir. Kendine güvenmen için önce kendine verdiğin küçük sözleri tutman gerekir.

Doğru Zamanı Beklemek Yerine Zamanı Doğru Kullanmak

Doğru zamanın hiç önemi yokmuş gibi davranmak gerçekçi değildir. Bazı kararlar için maddi hazırlık, bilgi, sağlık ve uygun şartlar gerekir. Fakat bu gereklilikler insanın tamamen hareketsiz kalmasını zorunlu kılmaz. Büyük adım için hazır değilsen küçük adımı atabilirsin. İşini hemen bırakamıyorsan yeni alanı akşamları deneyebilirsin. Büyük yatırım yapamıyorsan küçük ölçekte test edebilirsin. Henüz tam olarak iyileşmediysen hayatınla yeniden temas kuracak küçük seçimler yapabilirsin.

Buradaki mesele plansız risk almak değildir. Hazırlığı kaçıştan ayırmaktır. Hazırlığın sonunda ne olacak? Hangi ölçüte ulaştığında başlayacaksın? Bunun tarihi, şartı ve somut karşılığı var mı? Yoksa hazır olma hissinin kendiliğinden gelmesini mi bekliyorsun? Çünkü ölçüsü olmayan hazırlık sonsuza kadar uzayabilir.

Kendine belirli bir eşik koymak, belirsizliği azaltır. Şu kadar para biriktirdiğimde, şu eğitimi tamamladığımda, bu tarihte ilk denemeyi yaptığımda gibi somut sınırlar hareket oluşturur. Fakat burada da dikkatli olmak gerekir. İnsan bazen eşiğe ulaştığında yenisini koyar. Önce birikim yeterli değildir, sonra daha çok deneyim gerekir, ardından piyasa uygun değildir. Böyle anlarda mesele hazırlık değil, karar verme cesaretidir.

Kendi hayatının sorumluluğunu almak, her sonucu kontrol edebileceğin anlamına gelmez. Başarı garantin yoktur. Şartlar seni etkileyebilir, insanlar seni reddedebilir ve doğru karar sandığın şey beklediğin sonucu vermeyebilir. Kişisel sorumluluk, hayatın bütün yükünü kendine yıkmak değil; kontrol edebildiğin alanda seçim yapmaktır. SEK Akademi duruşunda da insanın kendi mutluluğu ve yönü için sorumluluk alması vurgulanırken, bunun hayatın bütün koşullarını kontrol etmek anlamına gelmediği açıkça görülür.

Hayat Beklerken Geçiyor

İnsan çoğu zaman bir gün gerçekten başlayacağına inanarak rahatlar. O gün geldiğinde daha cesur, daha düzenli ve daha kararlı olacaktır. Bu düşünce bugünü katlanılır kılar. Fakat hayat, gelecekte ortaya çıkacak ideal benliğin için tutulmuş boş bir alan değildir. Bugünkü seçimlerinle ilerler. Sürekli beklediğinde yalnızca fırsatları kaybetmezsin; kendinle kurduğun güveni de zayıflatırsın.

Kendine verdiğin her sözü ertelemek, içindeki sesin gücünü azaltır. Bir noktadan sonra hedeflerine heyecanla değil, şüpheyle bakmaya başlarsın. Yine başlayıp bırakacağını, yine karar verip vazgeçeceğini düşünürsün. Bu güvensizlik bir anda oluşmaz. Küçük vazgeçişlerin birikimidir. Aynı şekilde yeniden güven de tek bir büyük başarıyla değil, küçük tutarlılıklarla kurulur.

Belki bugüne kadar başlamadığın için kendine kızıyorsun. Kaçırdığın yılları, fırsatları ya da eski enerjini düşünüyorsun. Fakat geçmişe duyduğun öfke bugünkü hareketin yerini alamaz. Kendini cezalandırmak sana zamanı geri vermez. Yalnızca kalan zamanı da ağırlaştırır. Asıl sorumluluk, neden daha önce yapmadığını sonsuza kadar sorgulamak değil; şimdi ne yapacağını seçmektir.

Bazen insanın hayatını değiştiren şey güçlü bir motivasyon konuşması değildir. Korkusunun geçmeyeceğini kabul etmesidir. Hazır hissetmeden başlayacağını, ilk denemelerinin kusurlu olacağını ve bazı günler isteksiz olsa da devam etmesi gerektiğini anlamasıdır. Çünkü olgunluk her zaman emin olmak değildir. Emin olmadığın hâlde kendi seçiminin sorumluluğunu taşıyabilmektir.

Doğru zaman geldiğinde başlamayacaksın. Başladığında, zamanın giderek doğru hâle geldiğini göreceksin. İlk adım bütün korkularını susturmayacak ama korkunun hayatını yönetmek zorunda olmadığını gösterecek. Attığın her küçük adım, kendine dair eski hükmü biraz daha zayıflatacak. Sen hareket ettikçe yol netleşecek, eksiklerin görünür olacak ve gerçekten ne istediğini daha iyi anlayacaksın.

Belki de uzun zamandır beklediğin işaret, kendini hazır hissetmek değildi. Her şeye rağmen küçük de olsa hareket edebildiğini görmekti. Çünkü hayat çoğu zaman kapıyı açıp seni içeri çağırmaz. Sen kapıya gider, elini uzatır ve tam olarak neyle karşılaşacağını bilmeden açarsın.

Doğru zaman, korkunun bittiği an değildir. Kendi hayatını daha fazla ertelemek istemediğine karar verdiğin andır.

Bu yaziyi faydali bulduysan paylas!
Paylas:

Ilgili Yazilar