
Karar Verme Korkusu Nedir? Neden Sürekli Kararsız Kalıyoruz?
Sürekli düşünüyor ama bir türlü harekete geçemiyorsan, sorun bilgi eksikliği değil. Yanlış karar vermekten çok, o kararın getireceği sonuçlarla yüzleşmekten korkuyor olabilirsin.
Hayatın boyunca verdiğin en önemli kararları bir düşün. Hangi mesleği seçeceğin, kiminle evleneceğin, hangi şehirde yaşayacağın, hangi işi bırakacağın ya da hangi fırsatı değerlendireceğin... Şimdi kendine başka bir soru sor: Bu kararların hangilerini gerçekten cesurca verdin, hangilerini ise aylarca hatta yıllarca erteledin? Büyük ihtimalle ikinci grubun çok daha kalabalık olduğunu fark edeceksin.
Çünkü insanların çoğu yanlış kararlar verdiği için değil, karar vermeyi sürekli ertelediği için aynı yerde sayıyor. Dışarıdan bakıldığında bu durum dikkatli olmak gibi görünebilir. İnsanlar seni acele etmeyen, her ihtimali değerlendiren ve mantıklı davranan biri olarak görebilir. Oysa içeride bambaşka bir süreç yaşanıyordur. Zihnin sürekli çalışır, ihtimaller çoğalır, senaryolar birbirini takip eder ama hayat yerinde sayar. Günler geçer, aylar geçer, bazen yıllar geçer. Sen hâlâ aynı soruyu düşünüyorsundur: Acaba doğru karar hangisi?
Karar Verme Korkusu Bir Zayıflık Belirtisi Midir?
Karar verme korkusu, çoğu insanın sandığı gibi zayıf karakterli olmanın ya da yeterince cesur olmamanın sonucu değildir. Bu korku çoğu zaman insanın kendisini koruma çabasından doğar.
Çünkü bir karar verdiğin anda artık yalnızca bir seçim yapmış olmazsın. Aynı zamanda o seçimin sonuçlarıyla da yaşamayı kabul etmiş olursun. İşte birçok insanın kaçtığı nokta tam olarak burasıdır. Yanlış seçim yapmaktan değil, yanlış seçimin sorumluluğunu taşımaktan korkarsın. Eğer karar vermezsen hata yapma ihtimalin de yokmuş gibi hissedersin.
Fakat bu güven hissi tamamen geçicidir. Çünkü hayat boşluk kabul etmez. Sen karar vermediğinde de zaman ilerlemeye devam eder. Ve çoğu zaman senin yerine şartlar karar verir.
Belirsizliğin Yarattığı Sahte Umut Tuzağı
İnsan zihni belirsizlikten hoşlanmaz ama ilginç bir şekilde bazen belirsizliği, kesin bir başarısızlıktan daha güvenli bulur. Çünkü belirsizlikte umut vardır.
- "Belki bu iş bana göre değildir ama ya öyleyse?"
- "Belki bu ilişki yürümeyecek ama ya düzelirse?"
- "Belki taşınırsam pişman olurum."
- "Belki iş değiştirirsem daha kötü olur."
Bu "belki" kelimesi, binlerce insanın hayatını yıllarca aynı yerde tutar. Çünkü umut, bazen gerçeği görmekten daha kolaydır. İnsan, elinde tuttuğu ihtimalden vazgeçmek istemez. Oysa fark etmediğin şey şudur: Karar vermemek de bir karardır. Mevcut hayatı seçmeye devam etmektir.
Bilgi Toplama Maskesi Altında Erteleme
Kararsız insanların ortak özelliklerinden biri de sürekli daha fazla bilgiye ihtiyaç duyduklarını düşünmeleridir. Bir kitap daha okurlarsa, bir video daha izlerlerse, biraz daha araştırırlarsa doğru cevabı bulacaklarına inanırlar.
Elbette bilgi değerlidir. Bilmeden hareket etmek çoğu zaman gereksiz riskler doğurur. Fakat bilgi ile erteleme arasındaki çizgi sandığımızdan çok daha incedir. Çünkü bir noktadan sonra araştırmak gelişmek için değil, harekete geçmemek için yapılmaya başlanır.
İnsan zihni bunu ustaca gizler. Kendini tembel değil, hazırlık yapan biri gibi hissettirir. Böylece kişi aylar boyunca çalışıyormuş hissiyle yaşar ama gerçek hayatta hiçbir şey değişmez.
Belki sen de bunu daha önce yaşadın. Yeni bir iş kurmak istedin. Günlerce araştırdın. Başarılı insanların hikâyelerini izledin. Notlar aldın, planlar yaptın. Sonra hiçbir şey olmadı. Ya da spor salonuna başlamaya karar verdin. En doğru programı aradın, hangi beslenme sisteminin daha iyi olduğunu araştırdın, spor kıyafetlerini bile seçtin ama ilk antrenmanı bir türlü yapamadın.
Sorun bilgi değildi. Sorun, ilk adımı attığında artık kendinle ilgili gerçekleri görecek olmandı. Çünkü harekete geçtiğin anda potansiyelin değil, mevcut seviyen görünür olur.
Egonun En Güvenli Sığınağı: Başlanmamış Projeler
İnsanların büyük kısmı başarısız olmaktan değil, düşündüğü kadar iyi olmadığını görmekten korkar. Çünkü zihninde kurduğu kimlik zarar görebilir. Belki kendini başarılı olabilecek biri olarak görüyorsun ama gerçekten denemediğin sürece bu hayali koruyabiliyorsun. Başladığında ise gerçek performansın ortaya çıkacak.
İşte bu yüzden bazı insanlar hayal kurmayı çok sever ama uygulamaya geçemez. Hayal kurarken sınırsızsındır. Gerçek hayatta ise sınırların vardır. Hayalinde kusursuzsun, gerçek hayatta ise gelişmeye ihtiyaç duyan birisisin. Ego için en güvenli yer, hiç başlanmamış projelerin dünyasıdır.
Mükemmeliyetçilik Tuzağı ve Garantili Karar Arayışı
Karar verme korkusunun altında çoğu zaman mükemmeliyetçilik de vardır. İnsan doğru kararı vermek isterken aslında kusursuz kararı aramaya başlar. Oysa hayat böyle işlemez. Verdiğin kararların büyük kısmının doğru olup olmadığını ancak yıllar sonra anlayabilirsin.
Çünkü kararların doğruluğunu belirleyen yalnızca seçimin kendisi değildir. O seçimin arkasında nasıl durduğundur.
İyi bir evlilik sadece doğru insanı bulduğun için kurulmaz. Doğru ilişkiyi birlikte inşa ettiğin için güçlü olur. Başarılı bir iş de yalnızca iyi bir fikirden doğmaz. O fikri yıllarca geliştirmeyi kabul ettiğin için büyür. İnsanların çoğu sonucu garanti eden karar arıyor. Oysa hayatta garanti veren karar yoktur. Sadece sorumluluk almayı kabul eden insanlar vardır.
Kararsızlığın Karaktere Dönüşmesi
Kararsızlık zamanla karaktere dönüşebilir. Başlangıçta yalnızca büyük kararları ertelersin. Sonra küçük kararlar da zorlaşmaya başlar. Hangi kursa yazılacağını, hangi kitabı okuyacağını, hangi işi kabul edeceğini, hatta hafta sonu ne yapacağını bile uzun uzun düşünmeye başlarsın.
Çünkü mesele artık kararın büyüklüğü değildir. Karar vermenin kendisi kaygı üretmeye başlamıştır. Sürekli başkalarına danışır, onların fikrini almadan rahat edemezsin. Böylece kendi muhakemene olan güvenin de azalır.
Çünkü karar kası kullanılmadığında zayıflar. Tıpkı çalıştırılmayan bir kas gibi, zamanla en küçük yük bile ağır gelmeye başlar.
Zaman Her Şeyi Halleder Mi? Beklemenin Büyük Yanılgısı
Karar vermekten korkan insanların en büyük yanılgılarından biri, bekledikleri sürenin kendilerini daha güçlü hâle getireceğine inanmalarıdır. Zaman geçtikçe daha olgun olacaklarını, daha fazla bilgiye sahip olacaklarını ve böylece daha doğru karar vereceklerini düşünürler.
Bazen gerçekten de zaman bazı şeyleri netleştirir. Fakat çoğu durumda yalnızca beklemek insanı geliştirmez. Deneyim geliştirir. Hareket geliştirir. Sorumluluk geliştirir. Eğer bir yıl boyunca aynı yerde durduysan, yalnızca bir yıl yaşlanmış olursun. Aynı korkularla, aynı alışkanlıklarla ve aynı bahanelerle yaşamaya devam ettiysen, takvim değişmiştir ama sen değişmemişsindir.
Hayatın en acı gerçeklerinden biri de budur: Zaman tek başına hiçbir şeyi çözmez. İnsanların çoğu zamanın iyileştirdiğini söyler. Oysa zaman yalnızca üzerine çalışılan şeyi dönüştürür. Çalışmadığın yara kapanmaz, sadece kabuk bağlar. Yüzleşmediğin korku küçülmez, yalnızca daha tanıdık hâle gelir. Ertelediğin karar ise ortadan kaybolmaz, yalnızca daha ağır bir yük olur.
Çünkü bugün vereceğin bir kararın bedeliyle, beş yıl sonra vereceğin aynı kararın bedeli aynı değildir. Zaman yalnızca yaşını büyütmez; taşıdığın sorumlulukları da büyütür.
İnsanların yıllarca aynı işte, aynı ilişkide veya aynı hayat düzeninde kalmasının en önemli nedenlerinden biri de budur. İlk yıllarda çıkmak kolaydır. Sonra ekonomik sorumluluklar artar. Çocuklar olur. Çevre beklenti oluşturmaya başlar. İnsanlar seni bulunduğun kimlikle tanımaya alışır. Bir noktadan sonra değiştirmek istediğin şey yalnızca işin ya da ilişkin olmaz; bütün hayat düzenin olur. Bu yüzden bugün ertelenen küçük bir karar, yarın çok daha büyük bir cesaret ister.
Karar Vermenin Gizli Ödülü: Kendine Duyduğun Güven
Karar vermenin görünmeyen bir ödülü vardır. İnsan yalnızca hayatını değiştirmez, kendisiyle ilgili düşüncesini de değiştirir.
Uzun zamandır ertelediğin o konuşmayı yaptığında yalnızca problemi çözmeye başlamazsın. Kendine "Ben zor şeyleri yapabilen biriyim" mesajını verirsin. O başvuruyu gönderdiğinde yalnızca yeni bir işe yaklaşmazsın. Kendine "Ben korksam da hareket edebiliyorum" mesajını verirsin. İlk antrenmana gittiğinde yalnızca spor yapmış olmazsın. Kendine verdiğin sözü tutmuş olursun.
İşte gerçek özgüven tam burada oluşur. İnsanların seni alkışlamasıyla değil, kendi gözünde güvenilir biri hâline gelmenle.
Kararsız insanlar çoğu zaman özgüven eksikliği yaşadıklarını düşünür. Oysa birçok durumda yaşadıkları şey özgüven eksikliği değildir. Kendilerine duydukları güveni kaybetmiş olmalarıdır. Çünkü insan kendine defalarca söz verip o sözleri tutmadığında, içten içe kendi kararlarına inanmayı bırakır. "Pazartesi başlayacağım" der, başlamaz. "Bu ilişkiyi bitireceğim" der, yine erteler. "Bu yıl hayatımı değiştireceğim" der, aynı düzen devam eder.
Bir süre sonra zihninin içinde sessiz bir ses oluşur: "Sen zaten söylediklerini yapmıyorsun." Bu ses dışarıdan duyulmaz ama insanın bütün karakterini içeriden kemirmeye başlar.
İşte tam bu yüzden karakter büyük olaylarla oluşmaz. Küçük kararlarla oluşur. Sabah alarm çaldığında kalkıp kalkmaman, yapacağını söylediğin işi gerçekten yapıp yapmaman, zor olan konuşmayı erteleyip ertelememen... Bunların her biri kim olduğunu yeniden inşa eder. İnsan tek bir büyük kararla güçlü olmaz. Tekrar edilen küçük kararlarla güçlü bir karakter oluşturur.
Risksiz Karar Yoktur: Hareketsizliğin Ağır Bedeli
Bir başka önemli gerçek de şudur: Hayatta hiçbir karar tamamen risksiz değildir.
- Evlendiğinde risk alırsın, evlenmediğinde de risk alırsın.
- İş değiştirdiğinde risk alırsın, aynı işte kaldığında da risk alırsın.
- Yeni bir şehirde yaşamaya başladığında risk vardır, hiç taşınmadığında da başka riskler oluşur.
İnsanların çoğu yalnızca hareket etmenin riskini görür. Oysa hareketsiz kalmanın da ağır bir bedeli vardır. Fark sadece şudur: Hareket etmenin bedeli hemen görünür. Hareketsiz kalmanın bedeli ise yıllar sonra fark edilir.
Belki de bu yüzden birçok insan kırk yaşına geldiğinde yaptığı hataları değil, yapmadığı şeyleri anlatır. "Keşke o işi kursaydım", "Keşke o şehirden taşınsaydım", "Keşke o eğitimi alsaydım", "Keşke o konuşmayı yapsaydım"... Dikkat edersen pişmanlıkların büyük kısmı başarısız olduğu şeylerden değil, hiç denemediği şeylerden oluşur.
Çünkü başarısızlık zamanla bilgiye dönüşür, deneyime dönüşür, olgunluğa dönüşür. Ama hiç yaşanmamış ihtimaller, insanın zihninde yıllarca aynı tazelikle kalır.
Yüzleşme Vakti: Uzun Zamandır Bildiğin Gerçek
Burada kendine sorman gereken çok önemli bir soru var: Şu an hayatında ertelediğin en önemli karar ne?
Gerçekten bilmiyor musun, yoksa biliyor ama sonucundan korktuğun için görmezden mi geliyorsun? Çünkü insanın en büyük dönüşümü yeni cevaplar bulduğunda başlamaz. Uzun zamandır bildiği gerçeği artık inkâr edemediğinde başlar.
Belki de senin de uzun zamandır içinde taşıdığın ama sürekli susturduğun bir karar var. Belki yıllardır seni tüketen bir işten ayrılman gerektiğini biliyorsun. Belki seni sürekli aşağı çeken bir ilişkiyi bitirmen gerektiğini biliyorsun. Belki yıllardır ertelediğin hayalin için ilk adımı atman gerektiğini biliyorsun. Sorun bunu bilmemek değil. Sorun, kararın getireceği belirsizliği kabul edememek.
Fakat unutma, belirsizlik yalnızca yeni yollarda yoktur. Şu an yaşadığın hayat da aslında belirsizdir. Tek fark, ona alışmış olmandır.
Ve belki de bütün bu yazının sonunda aklında kalması gereken en önemli cümle şudur:
Karar vermek geleceği garanti altına almak değildir. Kendini belirsizliğin içinde yürüyebilecek kadar geliştirmektir. Çünkü hayatını değiştiren insanlar en doğru kararı verenler değil, korkularına rağmen bir karar verip o kararın sorumluluğunu taşıyanlardır. Bazen yanlış bir yol seni doğru insana, doğru işe ve doğru hayata götürebilir. Ama aynı yerde beklemek, seni yalnızca olduğun yerde yaşlandırır.
Günlük Seçimler ve Kader Yolu
Karar vermeyi sürekli erteleyen insanlar zamanla yalnızca fırsatlarını değil, kendileriyle ilgili algılarını da kaybetmeye başlar. Çünkü insanın kendisiyle kurduğu ilişki, verdiği kararların toplamından oluşur.
Bir gün içinde yaptığın seçimler küçük görünebilir. Sabah alarmını ertelemek, yapman gereken telefonu yarına bırakmak, uzun zamandır konuşman gereken konuyu yine açmamak ya da sürekli aynı bahaneyi üretmek... Bunların hiçbiri tek başına hayatını değiştirmez. Fakat bu davranışlar tekrarlandığında karaktere dönüşür. Karakter ise kaderin üzerinde düşündüğünden çok daha büyük bir etkiye sahiptir.
İnsanların çoğu karakteri doğuştan gelen bir özellik sanır. Cesur insanlar cesurdur, disiplinli insanlar disiplinlidir, başarılı insanlar farklı yaratılmıştır diye düşünür. Oysa karakter, tekrar edilen kararların sonucudur.
- Her gün zor olanı seçen biri zamanla cesur görünmeye başlar.
- Her gün verdiği sözü tutan biri disiplinli olarak tanınır.
- Her gün sorumluluk alan biri güvenilir biri hâline gelir.
Bunun tam tersi de geçerlidir. Sürekli kaçan biri, zamanla kendisini de kaçan biri olarak görmeye başlar. Sürekli erteleyen biri, artık yalnızca işleri değil, kendi hayatını da erteleyen bir insana dönüşür.
İşte bu yüzden kararsızlık yalnızca bugünkü hayatını etkilemez. Gelecekteki kimliğini de şekillendirir. Çünkü her kaçınma davranışı, beynine aynı mesajı verir: "Zorlandığında geri çekil." Bir süre sonra bu mesaj otomatikleşir. Artık yalnızca büyük kararlar değil, küçük riskler bile seni yormaya başlar. Yeni insanlarla tanışmaktan çekinirsin. Fikrini söylemekten kaçınırsın. Yeni bir sorumluluk almaktan korkarsın. Hayat küçülmeye başlar ama bunu bir anda fark etmezsin. Çünkü küçülme sessiz olur.
Konfor Alanı Tuzağı ve Değişimin Rahatsızlığı
Konfor alanı da tam burada devreye girer. İnsanların çoğu konfor alanını rahat olduğu için değil, tanıdık olduğu için terk edemez. Bugün mutsuz olduğun işte kalmak, yarın mutlu olacağın işe gitmekten daha kolay gelir. Çünkü bugünkü sıkıntını biliyorsun. Yeni hayatın nasıl olacağını bilmiyorsun.
İnsan zihni belirsizliği tehdit olarak algıladığı için mevcut acıyı bile korumaya çalışabilir. Bu yüzden bazı insanlar yıllarca aynı şehirde, aynı ilişkide, aynı işte ve aynı alışkanlıklarda kalırlar. Sevdikleri için değil, tanıdıkları için.
Hayatın ironisi de burada başlar. İnsan değişmek istediğini söyler ama değişimin gerektirdiği rahatsızlığı istemez. Oysa gerçek değişim her zaman rahatsızlıkla başlar. Yeni bir beceri öğrenirken kendini yetersiz hissedersin. Yeni bir işe başladığında hata yaparsın. Yeni bir ilişkiye girdiğinde reddedilme ihtimali vardır. Yeni bir şehirde yalnız kalabilirsin. İnsan tam da bu yüzden büyür. Çünkü gelişim, güvenli olanın içinde değil; bilinmeyenin içinde gerçekleşir.
Birçok kişi cesur insanların korkmadığını düşünür. Oysa cesur insanlar da korkar. Onlar da yanlış karar vermekten çekinir, onlar da başarısız olabilir. Fakat önemli bir fark vardır: Onlar korkuyu kararlarının merkezine koymazlar. Çünkü bilirler ki korku geçici, pişmanlık ise yıllarca taşınabilecek bir yüktür. Bugün seni durduran belirsizlik, beş yıl sonra dönüp baktığında "Keşke deneseydim" cümlesine dönüşebilir.
İnsanların en büyük pişmanlıklarını dinlediğinde ortak bir tema görürsün. Çok hata yaptıkları için değil, çok bekledikleri için üzülürler. Kimse seksen yaşına geldiğinde "Keşke daha fazla risk almasaydım" demez. "Daha çok deneseydim" der. "Daha çok konuşsaydım" der. "Daha erken başlasaydım" der. Çünkü hayat ilerledikçe insan yaptığı hataları affedebilir ama hiç yaşamadığı ihtimalleri affetmekte zorlanır. Onlar zihninde hep yarım kalır.
Belki de sen de şu anda uzun zamandır ertelediğin bir kararın ağırlığını taşıyorsun. Bunu okurken aklına gelen ilk şey büyük ihtimalle doğrudur. Belki değiştirmek istediğin iş, belki bitirmen gereken ilişki, belki başlamak istediğin proje ya da yıllardır içinde tuttuğun bir hayal... Aslında ne olduğunu biliyorsun. Sorun bilmemen değil. Sorun, o kararın ardından gelecek yeni hayatın sorumluluğunu almaktan çekinmen.
Gelecekteki İnsan Kim Olacak?
Fakat şunu unutma: Hayatında hiçbir şey yapmamak da seni bir yere götürür. İnsan çoğu zaman bunu fark etmez. Aynı yerde durduğunu sanır. Oysa zaman seni bulunduğun yerde de değiştirir. Bugün vermediğin karar, yarın daha ağır bir yük olur. Bugün konuşmadığın mesele, yarın daha büyük bir probleme dönüşür. Bugün başlamadığın iş, yarın daha fazla cesaret ister. Ertelenen her karar büyür. Senin büyümeni beklemez, kendisi büyür.
İşte bu yüzden güçlü insanlar mükemmel zamanı beklemezler. Onlar da eksik hisseder, onlar da korkar, onlar da hata yapar. Fakat hayatın hiçbir zaman tamamen hazır hissetmeyeceğini kabul ederler. İlk adımı attıklarında özgüvenleri artar. İlk sorumluluğu aldıklarında karakterleri güçlenir. İlk yanlışlarını yaptıklarında ise aslında düşündükleri kadar kırılgan olmadıklarını öğrenirler.
Belki de bugüne kadar hayatını değiştirecek doğru kararı aradın. Oysa asıl ihtiyacın olan şey kusursuz karar değil, dürüst karardı. Seni korkutan ama aynı zamanda büyütecek olan karar. Çünkü insanın hayatını değiştiren şey her zaman en doğru seçim değildir. O seçimin ardından nasıl bir insana dönüştüğündür.
Ve belki de bu yazının sonunda aklında kalması gereken son cümle şudur:
Karar vermekten korktuğun her gün, aslında eski hayatını yeniden seçiyorsun. Çünkü hayat boş bırakılan alanları bekleyerek doldurmaz. Sen bir yön seçmediğinde, zaman senin yerine seçmeye devam eder. Bazen insanın kaderini değiştiren şey büyük bir fırsat değildir. Uzun zamandır bildiği gerçeği sonunda inkâr etmeyi bırakmasıdır.
İnsanın hayatındaki en büyük dönüşümler, çoğu zaman dışarıdan bakıldığında görünmez. Kimse seni alkışlamaz. Kimse bir sabah uyandığında farklı biri olduğunu fark etmez. Çünkü gerçek değişim önce içeride başlar. Bir gün aynı bahaneyi tekrar söylemek istersin ama kendin bile buna inanmazsın. "Şu an doğru zaman değil" demek istersin ama bunun yalnızca korkunu ertelediğini fark edersin. Bir gün "Daha hazır olmalıyım" diye düşünürsün ama aslında yıllardır hazır hissetmeyi beklediğini hatırlarsın. İşte insanın hayatını değiştiren an tam olarak budur: Yeni bir bilgi öğrendiği an değil, eski bahanesinin artık işe yaramadığını gördüğü an.
Çünkü insan zihni kendisini korumakta ustadır. Sana mantıklı görünen yüzlerce açıklama üretir: "Ekonomi düzelince...", "Biraz daha deneyim kazanınca...", "Çocuklar büyüyünce...", "İşler sakinleşince...", "Bu ay geçsin...", "Yaz gelsin...", "Yeni yıl başlasın..." Dikkat edersen bu cümlelerin ortak bir özelliği vardır: Hepsi bugünü değersizleştirir ve değişimi geleceğe taşır. Oysa gelecekte yaşayacağını düşündüğün hayat, aslında bugünkü davranışlarının toplamıdır. Bugün hiçbir şey değişmiyorsa, yarının kendiliğinden farklı olmasını beklemek yalnızca umut etmek olur.
İnsanların çoğu büyük bir kararın hayatlarını değiştireceğini düşünür. Oysa büyük kararlar, uzun süredir tekrar edilen küçük kararların sonucudur. Sağlıklı bir evlilik bir günde kurulmaz. Güçlü bir karakter bir gecede oluşmaz. Başarılı bir iş tek bir doğru hamleyle büyümez. Her biri, yüzlerce küçük kararın üst üste eklenmesiyle ortaya çıkar. Bugün yaptığın küçük seçimler önemsiz gibi görünür: Alarm çaldığında kalkıp kalkmaman, yapacağını söylediğin işi gerçekten yapıp yapmaman, zor olan konuşmayı bugün mü yarın mı yapacağın... Bunların hiçbiri tek başına kaderini belirlemez. Ama tekrarlandıklarında seni bambaşka bir insana dönüştürürler.
İşte insanların en büyük yanılgısı da budur. Büyük değişim beklerken küçük seçimleri küçümserler. Oysa hayat büyük olaylarla değil, tekrarlarla şekillenir. Bir insan bir günde tembel olmaz. Bir günde cesur da olmaz. Her gün verdiği küçük kararlar, yıllar sonra onun karakteri diye tanımlanır. Bu yüzden aslında her sabah yalnızca o günü yaşamazsın; gelecekteki kimliğine de oy verirsin.
Belki de uzun zamandır değiştirmek istediğin şey işin değildir. Şehrin değildir. İlişkin değildir. Belki değişmesi gereken şey, o kararları sürekli erteleyen tarafındır. Çünkü aynı insan olarak kaldığın sürece, hayatına giren fırsatlar değişse bile verdiğin tepkiler büyük ihtimalle aynı kalacaktır. Yeni bir ilişkiye başlarsın ama eski korkularınla davranırsın. Yeni bir işe girersin ama aynı özgüvensizlikle hareket edersin. Yeni hedefler koyarsın ama eski alışkanlıkların onları yavaş yavaş tüketir. Bu yüzden gerçek değişim dışarıdaki koşulların değişmesiyle değil, içerideki kimliğin dönüşmesiyle başlar.
Hayat bazen insanı zorlayarak değil, bekleterek sınar. Çünkü beklemek güvenli hissettirir. Hareket etmek ise sorumluluk ister. Ama şunu unutmamak gerekir: Beklemek de tarafsız bir seçim değildir. Beklediğin her gün, mevcut hayatını yeniden seçmiş olursun. Bugün konuşmadığında, sessiz kalmayı seçersin. Bugün başlamadığında, olduğun yerde kalmayı seçersin. Bugün karar vermediğinde, hayatının direksiyonunu zamana bırakmış olursun.
Belki de bütün bu yazının sonunda kendine sorman gereken tek soru şudur:
Bugün vermekten kaçtığım karar, beni bir yıl sonra nasıl bir insana dönüştürecek?
Çünkü hayatını değiştiren şey her zaman verdiğin karar değildir. Bazen seni en çok değiştiren şey, yıllarca vermediğin kararların sessizce senden aldığı zamandır.
Ve belki de bu yazının sonunda aklında kalması gereken son cümle şudur:
İnsan kaderini tek bir büyük kararla yazmaz. Her gün tekrar ettiği küçük kararlarla yazar. Bugün ertelediğin şey yalnızca bir görev olmayabilir. Belki de ertelediğin şey, olabileceğin insanın ta kendisidir.
Etiketler:
Ilgili Yazilar
Erkek GelişimiNeden Seni Hafife Alıyorlar? Saygı Görmenin ve Sınır Çizmenin Erkekçe Matematiği
İnsanların seni ciddiye almaması tesadüf değil. Sürekli alttan alan, kendini açıklayan ve kendi değerini düşüren bir erkeğin saygı görmesi imkansızdır. İlişkilerde çerçeveyi korumanın ve gerçek saygı uyandırmanın yollarını keşfet.
Kariyer GelişimiNeden Sürekli Doğru Zamanı Bekliyorsun? Erteleme, Hazır Olma Yanılgısı ve Kendi Hayatından Kaçmak
Sürekli doğru zamanı bekleyerek hareket geçmeyi erteliyor musun? SEK Akademi bakış açısıyla erteleme alışkanlığının arkasındaki korkuları, hazır olma yanılgısını ve eyleme geçmenin gerçek yollarını keşfet.
İlişki YönetimiNeden Huzurlu Bir İlişki Sana Sıkıcı Geliyor? Kaosa Alışan Zihnin Psikolojisi
Düzgün giden ilişkilerde sebepsiz bir huzursuzluk hissediyorsan yalnız değilsin. Zihnin kaosa ve kaygıya alıştığı için güveni çekimsizlik sanıyor olabilir.
