İçeriğe atla
Kariyer Gelişimi

Erteleme Hastalığı Nedir? Sürekli Ertelemekten Kurtulmanın ve Öz Disiplin İnşa Etmenin Yolu

Super Admin12 Ağustos 202615 dk okuma
Erteleme Hastalığı Nedir? Sürekli Ertelemekten Kurtulmanın ve Öz Disiplin İnşa Etmenin Yolu kapak görseli
Blog'a Don
Paylas:

Erteleme Hastalığı Nedir? İnsan Neden Sürekli Erteler ve Nasıl Kurtulur?

Sürekli Ertelemek Tembellik Değildir; Çoğu Zaman İnsan Yapması Gereken İşten Çok, O İşin Kendisine Hissettirdiği Rahatsızlıktan Kaçar

Yapman gereken iş önünde duruyor. Ne olduğunu biliyorsun, neden önemli olduğunu biliyorsun ve yapmadığında başına ne geleceğini de tahmin edebiliyorsun. Buna rağmen başlamıyorsun.

Önce telefonuna bakıyorsun, sonra daha önemsiz bir işi aradan çıkarıyorsun, e-postalarını kontrol ediyorsun, kahve hazırlıyorsun veya normal şartlarda hiç ilgilenmeyeceğin küçük bir problemi çözmeye başlıyorsun. Günün sonunda bütün gün meşgul olduğun hâlde asıl yapman gereken iş neredeyse hiç ilerlememiş oluyor.

Ardından tanıdık bir suçluluk geliyor. Bugün kesin yapacaktım diyorsun. Kendine kızıyorsun, yarın daha erken başlayacağına söz veriyorsun ve zihninde kusursuz bir plan oluşturuyorsun. Sabah olduğunda ise birkaç saat içinde aynı döngünün yeniden kurulduğunu fark ediyorsun. Sürekli ertelemenin en yorucu tarafı tam olarak burada başlıyor. İnsan yalnızca işini geciktirmiyor; kendisine verdiği sözlerin güvenilirliğini de yavaş yavaş aşındırıyor.

Erteleme davranışı çoğu zaman tembellikle karıştırılır. Oysa ikisi aynı şey değildir. Tembellikte kişi bir işi yapmamayı tercih edebilir ve bundan ciddi bir iç çatışma yaşamayabilir. Erteleyen insan ise çoğu zaman yapmak ister, yapması gerektiğini bilir ve yapmadığı için rahatsız olur. İşin başına oturmadığında tam anlamıyla rahatlayamaz çünkü zihninin bir köşesinde görev sürekli açık kalır. Tam dinlenemez, tam çalışamaz. Bu nedenle erteleme yalnızca zaman kaybı değildir; aynı zamanda zihinsel enerji kaybıdır. Yapmadığın iş boyunca seninle birlikte dolaşır. Film izlerken aklına gelir, arkadaşlarınla otururken hatırlarsın, yatağa girdiğinde yeniden düşünürsün. Böylece fiilen çalışmadığın saatlerde bile psikolojik olarak o işin yükünü taşımaya devam edersin.

İşte bu nedenle "Neden bu kadar tembelim?" sorusu çoğu zaman yanlış sorudur. Daha doğru soru şudur: Bu işe başladığım anda hangi duyguyla karşılaşmaktan kaçıyorum? Çünkü insan bazen görevden değil, görevin uyandırdığı duygudan uzaklaşır. Başarısız olma ihtimali, yetersiz görünme korkusu, sıkıntı, belirsizlik, mükemmel yapma baskısı veya ne kadar çok iş olduğunu görmek bile başlangıcı zorlaştırabilir. Erteleme bu rahatsızlığı birkaç saatliğine ortadan kaldırır. Dosyayı kapatırsın ve kısa süreli rahatlama gelir. Fakat bu rahatlama gerçek çözüm değildir. Yalnızca problemin maliyetini geleceğe taşır.

Erteleme Hastalığı Nedir ve Neden Bu Kadar Yaygındır?

Günlük dilde erteleme hastalığı olarak adlandırılan durum, yapılması gereken bir görevin olumsuz sonuçları bilindiği hâlde gereksiz biçimde ileri bir zamana bırakılması şeklinde düşünülebilir. Psikolojide procrastination olarak adlandırılan erteleme davranışı yalnızca kötü plan yapmayla açıklanamaz. Çünkü sürekli erteleyen insanların önemli bir bölümü aslında ne yapması gerektiğini çok iyi bilir. Sınava ne zaman gireceğini bilir, projenin teslim tarihini bilir, sağlığı için hangi alışkanlığı değiştirmesi gerektiğini bilir. Bilgi eksik değildir. Sorun, bilgi ile davranış arasındaki mesafedir.

Yüklenen kaynaklardan David Deida'nın Üstün Erkeğin Yolu adlı kitabında bu mesele doğrudan erteleme ve yaratıcı disiplin bağlamında ele alınıyor. Metin, insanların hayatlarının ileride daha uygun hâle geleceğini düşünerek gerçekten yapmak istedikleri şeyi sürekli geleceğe taşıyabildiğini söylüyor. Finansal koşulların düzelmesini, çocukların büyümesini veya sorumlulukların azalmasını beklemek gibi gerekçelerin insanı bugünkü eylemden uzaklaştırabileceği vurgulanıyor. Kaynağın temel çağrısı oldukça net: Bir gün her şey farklı olduğunda mitine yaslanmak yerine, mevcut koşullar içinde bugün yapılabilecek anlamlı eylemi yapmak. Metnin devamında da bazı erteleme biçimlerinin yaratıcı disiplin eksikliği için bahaneye dönüşebileceği ve kişinin gerçekten yapmak istediği şey için bugün somut bir alan açması gerektiği ifade ediliyor.

Bu fikir günlük hayatta şaşırtıcı derecede tanıdıktır. Şu dönem yoğun geçsin başlayacağım. Daha fazla param olduğunda yapacağım. Pazartesi spora başlayacağım. Biraz daha deneyim kazanayım, sonra başvururum. Önce doğru ekipmanı alayım. Kendimi hazır hissettiğimde harekete geçerim. Bu cümlelerin hiçbiri tek başına mantıksız değildir. Bazen gerçekten zamanlama önemlidir. Bazen beklemek gerekir. Fakat insan yıllardır aynı cümleyi kuruyorsa mesele artık doğru zamanı beklemekten çıkmış olabilir. Çünkü hayat nadiren tamamen boşalır. Bir problem biter, başka bir sorumluluk başlar. Bir dönem sakinleşir, başka bir belirsizlik çıkar. İdeal koşulların bir gün tamamen oluşacağı beklentisi, ertelemenin en ikna edici biçimlerinden biri olabilir.

Sürekli ertelemenin yaygın olmasının nedenlerinden biri de modern hayatın insanı sürekli küçük ödüllerle çevrelemesidir. Yapman gereken zor bir işin karşılığını belki haftalar sonra alacaksın. Telefonuna bakmanın ödülü ise birkaç saniye içinde gelir. Yeni bir bildirim, kısa bir video, yeni bir mesaj veya hızlı bir eğlence zihne hemen rahatlama sağlar. Zor görev ise belirsizlik, çaba ve sabır ister. Bu nedenle irade zayıf olduğu için değil, kısa vadeli rahatlama çok kolay erişilebilir olduğu için de erteleme güçlenebilir. İnsan bir noktadan sonra gerçekten ne istediğiyle o anda neyin daha kolay olduğu arasında sıkışır.

İnsan Neden Sürekli Erteler?

Sürekli ertelemenin tek bir psikolojik nedeni yoktur. Bir insan başarısızlıktan korktuğu için ertelerken başka biri mükemmeliyetçilik yüzünden başlayamayabilir. Bir başkası görevin anlamını görmediği için sürekli geciktirir. Bazıları ise işi gözünde o kadar büyütür ki nereden başlayacağını bilemez. Fakat bu farklı nedenlerin çoğunda ortak bir yapı vardır: Eyleme geçmek rahatsız edicidir, ertelemek ise kısa vadede rahatlatıcıdır.

Bu kısa vadeli rahatlama ertelemenin neden tekrar ettiğini anlamak açısından önemlidir. Diyelim ki önemli bir rapor hazırlaman gerekiyor. Dosyayı açtığında ne kadar çok iş olduğunu fark ediyorsun ve içinde hafif bir sıkıntı oluşuyor. Telefonuna yöneliyorsun. On dakika sonra kendini daha rahat hissediyorsun. Beyin burada basit bir bağlantı öğreniyor: Rahatsızlık geldiğinde kaçarsam rahatlıyorum. Ertesi gün aynı dosyayı açtığında benzer bir duygu oluşuyor ve kaçınma davranışı yeniden devreye giriyor. Böylece erteleme yalnızca kötü bir alışkanlık olmaktan çıkıp rahatsızlığı yönetme yöntemine dönüşebiliyor.

Fakat bu yöntemin bedeli giderek büyür. Teslim tarihi yaklaşır. Yapılacak iş birikir. Suçluluk artar. Kendine güven azalır. Sonunda ilk gün bir saatlik rahatsızlık yaratacak iş, üç gün sonra çok daha büyük bir baskıya dönüşür. İnsan tam da bu yüzden ertelediği işi düşünmekten daha fazla yorulabilir. Başlangıçta kaçtığı rahatsızlık, geciktikçe büyüyerek geri gelir.

Ertelemenin bir başka nedeni de görevin fazla belirsiz olmasıdır. İnsanlar çoğu zaman büyük hedefleri davranış zanneder. Kitap yazacağım, iş kuracağım, kilo vereceğim, İngilizce öğreneceğim, kariyerimi değiştireceğim gibi hedefler motive edici görünür fakat beyin açısından fazlasıyla geniştir. Nereden başlayacağı belli değildir. Görev ne kadar belirsizse başlangıç o kadar zorlaşır. Bu nedenle insan "Kitap yazmalıyım" düşüncesiyle günlerce dolaşabilir fakat "İlk bölüm için 300 kelimelik taslak yazacağım" dediğinde başlangıç daha gerçek hâle gelir.

Başarısızlık Korkusu Ertelemeye Nasıl Dönüşür?

Bazı insanlar başarısız olmaktan o kadar çekinir ki kendi performanslarının gerçekten sınanacağı ortamlara girmeyi sürekli erteler. İlk bakışta bu mantıksız görünür. Eğer başarısızlıktan korkuyorsan daha erken çalışman gerekmez mi? Teoride evet. Fakat insan zihni yalnızca sonuçtan değil, sonucun kendi kimliği hakkında ne söyleyeceğinden de korkabilir.

Sınavdan kötü not almak yalnızca sınav sonucuyla ilgiliyse çalışmak daha kolaydır. Fakat zihninde kötü not "Ben zeki değilim" anlamına geliyorsa sınav tehdit hâline gelir. İş görüşmesinde reddedilmek yalnızca bir şirketin seni seçmemesi değil, "Ben yeterince iyi değilim" şeklinde yorumlanıyorsa başvuru yapmak daha ağırlaşır. Bir proje başarısız olduğunda yalnızca yönteminin yanlış olduğu değil, senin başarısız biri olduğun sonucuna varıyorsan hareket etmek daha riskli hissedilir.

Bu durumda erteleme egoyu koruyan bir savunmaya dönüşebilir. Son geceye kadar çalışmazsın. Sonuç kötü olursa "Zaten yeterince zaman ayırmadım" dersin. Böylece başarısızlık gerçek kapasiten hakkında kesin bir kanıt gibi görünmez. Başarılı olursan da "Son anda bile yapabiliyorum" diyerek kendini güçlü hissedersin. Bu düzen kısa vadede rahatlatıcıdır ama uzun vadede insanın gerçek kapasitesini öğrenmesine engel olur. Çünkü hiçbir zaman kendine tam bir deneme şansı vermezsin.

Bazı insanların yıllarca "Ben baskı altında daha iyi çalışıyorum" demesinin arkasında da buna benzer bir yapı olabilir. Gerçekten son dakika baskısında iyi performans gösteren insanlar vardır. Fakat her görevin son dakikaya bırakılması insanın potansiyelini sürekli acil durum koşullarında kullanmasına neden olur. Böyle bir yaşam biçimi zamanla stres, yorgunluk ve kendine güvensizlik üretir. Çünkü sistemin çalışması için sürekli kriz gerekir.

Mükemmeliyetçilik Neden Ertelemenin En Sessiz Nedenlerinden Biridir?

Mükemmeliyetçilik dışarıdan disiplin gibi görünebilir. Kişi yüksek standartlara sahiptir, işini iyi yapmak ister ve detaylara önem verir. Fakat standartlar gerçekçi olmaktan çıktığında mükemmeliyetçilik eylemin önüne geçebilir. İlk taslağın bile çok iyi olması gerektiğine inanırsın. İlk sunumunun profesyonel görünmesini beklersin. Yeni bir işe başvurmak için bütün eksiklerini kapatman gerektiğini düşünürsün. Spora başlamak için kusursuz program, doğru ayakkabı, ideal beslenme planı ve uygun zamanı beklersin.

Böyle olduğunda hazırlık giderek eylemin yerini almaya başlar. İnsan saatlerce araştırır ama uygulamaz. Planlar ama başlamaz. Notlar alır ama ilk adımı atmaz. Kendisine hâlâ çalışıyormuş gibi göründüğü için bunun erteleme olduğunu fark etmek zordur. Oysa bir noktadan sonra daha fazla bilgi toplamıyorsundur. Başlangıcı geciktiriyorsundur.

Mükemmeliyetçi zihnin kabul etmekte zorlandığı şey şudur: İyi sonuçların büyük bölümü kötü ilk versiyonlardan doğar. Güçlü yazılar defalarca düzenlenir. İyi sunumlar önce dağınık taslaklar olarak başlar. Spor yapan insan ilk gün formda değildir. Yeni bir mesleğe geçen kişi ilk ay uzman görünmez. Gelişim, başlangıçtaki yetersizliği kabul edebilmeyi gerektirir. Kişi daha ilk adımda kusursuz olmak istiyorsa, başlamamak psikolojik olarak daha güvenli hâle gelir.

Bu nedenle ertelemeden çıkış bazen daha disiplinli olmaktan önce kötü başlamaya izin vermeyi gerektirir. İlk hedef kusursuz ürün değil, hareket üretmek olmalıdır. Kitap yazmak değil, ilk paragrafı yazmak. Kariyer değiştirmek değil, bir ilanı inceleyip gereken becerileri not etmek. Sporcu olmak değil, bugün yirmi dakika yürümek. Büyük hedef zihni baskı altına alırken küçük davranış eylemi mümkün hâle getirir.

Hazır Hissetmeyi Beklemek Neden Erteleme Alışkanlığını Güçlendirir?

İnsanlar motivasyonun eylemden önce gelmesi gerektiğini düşünür. Bugün içimden gelmiyor, kendimi hazır hissettiğimde başlarım derler. Fakat birçok durumda motivasyon başlangıçtan sonra yükselir. İşin başına oturduğunda belirsizlik azalır. İlk birkaç dakikayı geçtiğinde görev zihnindeki kadar ağır görünmeyebilir. Bu nedenle başlangıç çoğu zaman sürecin en zor kısmıdır.

David Deida'nın metnindeki beklememe vurgusu burada yeniden anlam kazanıyor. Kaynak, insanın yaşam koşullarının bir gün kökten değişeceği fikrine yaslanmasını eleştiriyor ve bugün yapılabilecek şeyi sürekli geleceğe taşımamayı öneriyor. Bu yaklaşımı günlük hayata uyguladığında önemli bir değişim ortaya çıkar: "Kendimi tamamen hazır hissettiğimde başlayacağım" yerine "Bugünkü şartlarda atabileceğim en gerçekçi adım ne?" diye sormaya başlarsın.

Çünkü ertelemenin önemli bir bölümü sıfır ile mükemmel arasında sıkışmaktan doğar. Bir saat çalışamayacaksan hiç çalışmazsın. Kusursuz beslenemeyeceksen diyeti tamamen bırakırsın. Her gün spor yapamayacaksan haftada iki günü anlamsız görürsün. İşini hemen değiştiremiyorsan kariyerin için hiçbir şey yapmazsın. Oysa hayatın büyük dönüşümleri çoğu zaman kusursuz adımlardan değil, tekrar edilebilen küçük davranışlardan oluşur.

Sürekli Ertelemek Kendine Güveni Nasıl Aşındırır?

Ertelemenin en ağır bedeli kaybedilen birkaç saat değildir. Uzun vadede insanın kendi sözüne duyduğu güvenin azalmasıdır. Pazartesi başlayacağım dersin ama başlamazsın. Bu ay bitireceğim dersin ama bitirmezsin. Bu yıl değiştireceğim dersin ve bir yıl sonra hâlâ aynı noktadasındır. Bir süre sonra yeni hedef koyduğunda zihninin bir tarafı sana inanmaz. Çünkü geçmişte defalarca aynı sözü verip tutmadığını hatırlar.

Özgüven yalnızca aynaya bakıp kendin hakkında olumlu cümleler söylemek değildir. Kendine verdiğin sözleri yerine getirebildiğine dair deneyim de özgüvenin önemli bir parçasıdır. İnsan her gün küçük de olsa söylediği şeyi yaptığında kendisine güvenmeye başlar. Sürekli büyük sözler verip hiçbirini uygulamadığında ise tam tersi olur. Davranış zamanla kimliğe dönüşür. "Ben disiplinsizim", "Ben başladığım işi bitiremiyorum", "Ben zaten hep ertelerim" gibi cümleler kurmaya başlarsın.

Bu kimlik cümleleri erteleme davranışını daha da güçlendirebilir. Çünkü insan bir süre sonra yaptığı davranışı değiştirmek yerine karakterinin değişmez parçası olarak görmeye başlar. Oysa sürekli ertelemek doğuştan gelen bir kimlik değildir. Tekrar edilmiş bir davranış örüntüsüdür. Davranış öğrenildiyse farklı bir davranış düzeni de öğrenilebilir.

Burada önemli olan kendini aşağılamak değildir. Kendine kızarak kısa süreli enerji üretebilirsin ama bu enerji sürdürülebilir değildir. Daha güçlü yaklaşım, verdiğin sözü küçültmek ve gerçekten tutmaktır. Bugün üç saat çalışacağım deyip hiç başlamamak yerine yirmi beş dakika çalışıp bitirmek, zihninde farklı bir kanıt oluşturur. Kendine "Ben söylediğim şeyi yapabilirim" mesajını vermeye başlarsın.

Erteleme Alışkanlığı Nasıl Kırılır?

Ertelemeyi bırakmanın ilk adımı büyük motivasyon aramak değil, görevi küçültmektir. İnsan zihni belirsiz ve büyük işleri tehdit gibi algılayabilir. Bu nedenle "Yapmam gereken ne?" sorusundan sonra "İlk fiziksel hareket ne?" sorusu gelmelidir. Sunum hazırlamak yerine dosyayı aç ve başlıkları yaz. Sınava çalışmak yerine kitabı aç ve ilk ten sayfayı oku. Spor yapmak yerine ayakkabını giy ve dışarı çık. İş başvurusu yapmak yerine özgeçmişinin ilk bölümünü güncelle. Bu yaklaşım görevi önemsizleştirmez; başlangıç bariyerini düşürür.

İkinci adım, ertelediğin anı fark etmektir. İnsan çoğu zaman bilinçli biçimde "Şimdi kaçıyorum" demez. Bir anda başka bir işle uğraşırken bulur kendisini. Bu nedenle erteleme davranışının nasıl başladığını gözlemlemek önemlidir. Dosyayı açtığında mı telefonuna yöneliyorsun? Zor bir bölümle karşılaştığında mı mutfağa gidiyorsun? Kendini yetersiz hissettiğinde mi araştırmaya kaçıyorsun? Bu örüntüyü gördüğünde davranış otomatik olmaktan çıkmaya başlar.

Üçüncü adım, çalışma ortamındaki kaçış noktalarını azaltmaktır. İnsan iradesini sürekli test etmek zorunda değildir. Telefon yanındaysa, bildirimler açıksa ve çalıştığın ortamda sürekli dikkat dağıtıcı unsurlar varsa her birkaç dakikada bir yeniden karar vermen gerekir. Çevreyi düzenlemek irade eksikliği değildir. Davranışı kolaylaştırmaktır. Telefonu başka odaya koymak, belirli süre bildirimleri kapatmak veya çalışacağın dosyayı önceden açık bırakmak başlangıç sürtünmesini azaltabilir.

Dördüncü adım, zaman yerine sonuç tanımlamaktır. "Bugün iki saat çalışacağım" yerine "Bugün raporun giriş bölümünü bitireceğim" demek bazı görevlerde daha net olabilir. Çünkü insan iki saat boyunca masada oturup gerçek ilerleme sağlamadan da kendisini çalışmış hissedebilir. Sonuç odaklı hedef, neyin tamamlanacağını görünür hâle getirir.

Beşinci adım ise bitirdiğin davranışı kaydetmektir. Bunun amacı çocukça bir ödül sistemi kurmak değildir. Zihne ilerlemenin görünür kanıtını vermektir. İnsan yalnızca yapamadıklarını hatırlamaya eğilimli olabilir. Oysa son ten günün sekizinde verdiğin küçük sözü tuttuğunu gördüğünde kendine bakışın değişmeye başlar. Disiplin soyut bir karakter özelliği olmaktan çıkıp davranış geçmişine dönüşür.

Ertelemekten Kurtulmak İçin Motivasyon mu Disiplin mi Daha Önemlidir?

Motivasyon önemlidir fakat değişkendir. Bazı sabahlar güçlü hissedersin, bazı günler hiçbir şey yapmak istemezsin. Eğer bütün sistemin motivasyona bağlıysa kötü günlerde sistem tamamen çöker. Disiplin burada devreye girer. Fakat disiplin de çoğu kişinin düşündüğü gibi sürekli kendini zorlamak değildir. Ne yapacağını önceden belirlemek ve her seferinde yeniden pazarlık etmemektir.

Örneğin haftada üç gün spor yapmaya karar verdiğinde her akşam "Bugün gitsem mi?" diye düşünmeye devam edersen zihinsel enerji harcarsın. Davranış belirli günlere bağlandığında karar sayısı azalır. Benzer şekilde her sabah belirli saat boyunca önemli projene çalışmak, "Her gün fırsat bulursam yaparım" düşüncesinden daha güçlü olabilir.

Disiplinin özü kendine acımasız davranmak değildir. Kendi geleceğinle yaptığın anlaşmaya sadık kalmaktır. Bu nedenle sürdürülemeyecek kadar ağır programlar disiplin değil, kısa süreli heyecandır. Üç gün boyunca günde altı saat çalışıp sonra tamamen bırakmak yerine aylarca devam edebileceğin bir sistem daha değerlidir.

Ertelemenin Arkasında Gerçekten İstemediğin Bir Hayat Olabilir mi?

Her erteleme çözülmesi gereken bir disiplin problemi değildir. Bazen insan yıllardır yapmak istemediği bir şeyi yapmaya çalıştığı için erteler. Başkasının istediği mesleği sürdürüyordur. Yıllardır kendisine ait olmayan bir hedefi gerçekleştirmeye çalışıyordur. Çevresinin başarı kabul ettiği hayatı inşa ederken kendi isteğini geri plana atmıştır. Bu durumda sürekli erteleme bazen önemli bir sinyal olabilir.

Bu noktada dikkatli olmak gerekir. Bir işi zor bulduğun için hemen "Bu benim yolum değil" sonucuna varmak da kaçış olabilir. Her anlamlı işin sıkıcı, zor veya rahatsız edici bölümleri vardır. Fakat yıllardır aynı hedefi erteliyor ve gerçekleştirdiğinde bile gerçekten isteyip istemediğinden emin değilsen, hedefin sana ait olup olmadığını sorgulamak değerlidir.

David Deida'nın metninde insanın gerçekten yapmak istediği şeyi gelecekteki ideal koşullara ertelemesi eleştiriliyor; aynı zamanda kişi bugün küçük de olsa o şeyi yapmayı denediğinde, aslında gerçekten isteyip istemediğini de görebileceği söyleniyor. Bu önemli bir ayrım. Bazen insan bir hayali yıllarca zihninde taşır çünkü hiç test etmemiştir. Gerçekten yapmaya başladığında o hayalin yalnızca güzel bir fikir olduğunu fark edebilir. Bu başarısızlık değildir. Kendini daha doğru tanımaktır.

Sürekli Ertelemekten Kurtulmak İçin Kendine Hangi Soruyu Sormalısın?

İnsan erteleme döngüsündeyken genellikle "Ne zaman başlayacağım?" diye sorar. Daha güçlü soru ise "Bugün ne kadar küçük olursa olsun hangi kısmını tamamlayabilirim?" olabilir. Çünkü gelecek belirsizdir. Yarın daha motive olacağına dair garanti yoktur. Önümüzdeki ay daha fazla zamanın olacağı kesin değildir. Hayatın bütün sorunlarının çözülüp sana kusursuz bir başlangıç alanı açması da pek olası değildir.

Bu nedenle değişim, ideal günü beklemeyi bıraktığında başlar. Şu anki şartların mükemmel olmadığı hâlde küçük bir davranış seçtiğinde. Çünkü hayatı değiştiren şey çoğu zaman dramatik kararlar değildir. Tekrar edilen küçük başlangıçlardır.

Bir gün yirmi dakika çalışırsın. Ertesi gün tekrar edersin. Bir hafta sonra hâlâ büyük bir dönüşüm görmeyebilirsin. Fakat zihninde önemli bir şey değişmeye başlamıştır. Artık kendisini sürekli erteleyen biri değil, rahatsızlığa rağmen başlayabilen biri olduğuna dair yeni kanıtlar biriktiriyorsundur.

Bu yüzden sürekli erteleme problemini çözmeye çalışırken kendine daha büyük sözler vermek yerine daha küçük sözleri tutmak daha güçlü olabilir. Çünkü kendine güven bir gecede büyük başarıyla kurulmaz. Defalarca "Ben bunu yapacağım" deyip gerçekten yaptığında oluşur.

Ertelemenin Gerçek Bedeli Yarın Yapacağın İş Değil, Bugün Olmadığın İnsandır

Erteleme alışkanlığının en tehlikeli tarafı birkaç teslim tarihini kaçırmak değildir. İnsan yıllarca aynı davranışı sürdürdüğünde yaşayabileceği hayat ile yaşadığı hayat arasındaki mesafe büyümeye başlar. Başvurmadığı işler, başlamadığı projeler, öğrenmediği beceriler, yapmadığı konuşmalar ve sürekli ileri attığı kararlar birikir. Bunların hiçbiri tek başına hayatı değiştirmiyor gibi görünür. Fakat yıllar sonra geriye baktığında insanın kaderi dediği şeyin önemli bir bölümünün küçük ertelemelerden oluştuğunu fark etmesi mümkündür.

"Bir gün hazır olacağım" düşüncesi rahatlatıcıdır. Çünkü bugünkü sorumluluğu senden alıp gelecekteki daha güçlü bir versiyonuna verir. Fakat gelecekteki o insan da bugünkü davranışlarından oluşacaktır. Bugün sürekli kaçıyorsan yarın kendiliğinden disiplinli birine dönüşmeyeceksin. Bugün küçük de olsa harekete geçmeye başlarsan, gelecekte farklı bir insan olma ihtimalin güçlenecek.

Bu nedenle erteleme karşısında ihtiyacın olan şey kendinden nefret etmek değildir. Fakat kendine sürekli mazeret üretmek de değildir. Gerçek değişim, rahatsızlığın varlığını kabul edip yine de davranışın sorumluluğunu aldığında başlar. Başarısız olabilirsin. İlk denemen kötü olabilir. İstediğin kadar hızlı ilerlemeyebilirsin. Bazı günler yine erteleyebilirsin. Fakat bütün bunlar hareket etmemek için gerekçe olmak zorunda değildir.

Belki yıllardır kendine yanlış soruyu sordun. "Neden motive olamıyorum" dedin. "Neden disiplinli değilim" dedin. "Neden sürekli erteliyorum" diye kendine kızdın. Oysa asıl soru daha basit olabilir: Yapmam gerektiğini bildiğim şey için bugün hangi küçük bedeli ödemeye razıyım?

Çünkü her hedefin bir bedeli vardır. Çalışmak sıkılmayı, öğrenmek acemi görünmeyi, değişmek belirsizliği, başarılı olmak başarısız olma ihtimalini kabul etmeyi gerektirir. Erteleme çoğu zaman bu bedeli ödemeyi geleceğe bırakmaktır.

Ama gelecek ücretsiz değildir.

Bugün kaçtığın şey yarın daha kolay hâle gelmek zorunda değildir.

Ve belki de bu rehberin sonunda aklında kalması gereken en önemli düşünce şudur: Hayatını değiştirecek gün, kendini kusursuz biçimde motive hissettiğin gün olmayabilir. Yapmak istemediğin hâlde doğru olduğunu bildiğin küçük bir işe başladığın gün olabilir. Çünkü ertelemenin karşıtı acele etmek değildir. Ertelemenin karşıtı, zamanı geldiğinde harekete geçebilmektir. Bir gün her şeyin daha kolay olmasını beklemek yerine bugünkü şartlarda ilk gerçek adımı attığında, yalnızca görevini tamamlamaya başlamazsın; kendine güvenebileceğin yeni bir karakter de inşa etmeye başlarsın.

Bu yaziyi faydali bulduysan paylas!
Paylas:

Ilgili Yazilar